KeyUrla ile Doğanın Ritminde Bir Yaşam Deneyimi

Urla’nın doğasına, kültürüne ve tarihine dokunan bir yaşam modeli sunan KeyUrla’nın kurucularından Can Ortabaş, projeyi şekillendiren vizyonunu ve yavaş yaşam felsefesini anlattı: “KeyUrla bir otel değil; doğayla, yerel üretimle ve dinginlikle yeniden bağ kurma biçimi.”

Can Ortabaş’ın Urla ile kurduğu bağ 1996 yılında Uzbaş Arboretumu ile başlıyor. Sonrasında Urla Şarapçılık’ı kurarak tarım, doğa ve kültürel mirasa dokunan projelere imza atıyor. Tüm bu birikimin bir yansıması olarak da KeyUrla doğuyor. Ortabaş, KeyUrla fikrinin uzun yıllara yayılan bir hayalin sonucu olduğunu söylüyor.

Urla’da tarım ve bağcılıkla iç içe geçen zamanlar, onu insanların doğayla bağ kurabileceği, yerel üretimi yerinde deneyimleyebileceği bir alan yaratmaya yönlendirmiş. Bu vizyonu, yakın arkadaşları Selim Özgörkey ve Askar Alshinbayev ile paylaştığında, ortak bir hayale dönüşmüş. Ortabaş, Key Urla’nın ziyaretçiler üzerinde bırakmak istediği etkiyi şöyle ifade ediyor: “Dört mevsim yaşayan bir agro turizm modeli ile; gelen konukların modern hayatın telaşında kaybettikleri doğal ritimlerini yeniden keşfedebilecekleri bir mekân.

KeyUrla, bir otelin ötesinde, doğanın, toprağın ve kültürün özenle işlendiği, bir coğrafyayla, içselleştirilmiş bir yaşam biçimiyle bağ kurmaya davet eden bir deneyim alanı. KeyUrla, burada geçirilecek zamanı yalnızca bir tatil değil, bir kendine dönme, huzuru bulma ve yaşamı yeniden yorumlama yolculuğuna dönüştürüyor. Kendi coğrafyasıyla anlamlı bir ilişki kuran, tekrar edilmek istenecek bir yaşam deneyimine imza atıyoruz.” KeyUrla’nın mimari projesinde Ağa Han ödüllü mimar Han Tümertekin ile çalışılmış.

Otel peyzajında 350 işaretli ağacın korunduğu, Uzbaş Arboretumu’nun iklime uyumlu bitkileriyle doğal dokunun güçlendirildiği KeyUrla’da villalar doğayla kesintisiz bir ilişki kuracak şekilde yerleştirilmiş. Ortabaş, KeyUrla’nın mimarisine ise şu sözlerle değiniyor: “Mevcut bitki örtüsüne zarar vermeden, arazinin topografyasına uyum sağlayan bir mimari anlayış geliştirdik. Betonun değil, doğanın merkezde olduğu; taş, ahşap ve toprak tonlarının hâkimiyetinde yalın ama rafine bir tasarım dili benimsedik. Dış cephede kullandığımız Urla kireç taşı yalnızca 3-4 km öteden çıkarıldı.

Binalarımız doğaya zarar vermeden, atık yönetimi, su tasarrufu ve enerji verimliliği gözetilerek inşa edildi. Biz doğaya ve Urla’ya olan borcumuzu unutmadan yaşıyor ve yaşatıyoruz.” Key Urla’da yer alan An Urla da yine doğaya saygılı bir tutum içinde. Mutfağında yalnızca yerel ve mevsimsel ürünler kullanılan restoran hakkında konuşan Ortabaş, “An Urla, bölge mutfağının modern bir yorumu. Bugünün alışkanlıklarını, coğrafyanın malzeme ve hikaye zenginliğini, köklerden gelen alışkanlıklarımızı düşünerek, bölgenin malzemeleriyle tanıdık ve samimi bir menüye dönüştürdük,” diye tanımlıyor restoranı.

Sosyal Medya'da Paylaşın