Tükettiğimiz gıdaların güvenilir olduğu konusunda toplumdaki genel algının pek de olumlu olduğunu söyleyemeyiz. Sokaktaki insana soracak olursanız, birçoğu yedikleri gıdaların sağlıklı olup olmadığı konusunda ciddi endişeleri olduğunu söyleyecektir. Toplumda böyle bir algının oluşmasını tetikleyen çok sayıda neden olduğunu görebiliyoruz. Bakanlığın periyodik olarak yayınladığı, taklit ve tağşiş içeren gıda üreten firmaların sayısı toplumda rahatsızlık yaratmakta ve halkın büyük bir kısmı, bunun buzdağının sadece görünen kısmı olduğu konusunda kaygıya düşürmektedir. İhraç edildikleri için daha özenli ve kontrollü üretildikleri varsayılan bazı gıda ürünlerinin, sağlıksız oldukları gerekçesiyle sınırlardan geri çevrilmesi; insanları yurt içinde tüketilen ürünlerin daha da sorunlu olabileceği yönünde şüpheye düşürmektedir.
Ayrıca, geri çevrilen gıdaların iç pazarlara yönlendirildiğine dair iddialara karşı yapılan resmî açıklamalar da pek tatmin edici bulunmamaktadır. Pestisit ve diğer bitki koruma kimyasallarının tarla ve bahçelerde yoğun ve kontrolsüz kullanıldığına; bunun sonucunda ürünlerde kimyasal kalıntı kalabildiğine dair araştırma sonuçları açıklanmakta, medyada sıkça yer alan bu haberler insanlarda endişe yaratmaktadır. Bakanlığa kayıtlı olmayan, merdiven altı şeklinde çalışan gıda işletmelerinin ürünleri açık pazarlarda etiketsiz olarak satılabilmektedir.
Ülkemizde kayıt ve onay kapsamında sayıları 700 bine yaklaşan gıda üretim, satış ve toplu tüketim yeri bulunmaktadır. Bunların çoğu küçük ve orta boy işletmeler. Bu işyerlerinin hepsinde hijyenik koşulların uygun olduğunu ve etkin bir şekilde denetlendiklerini söylemek inandırıcı olmamaktadır. Toplu yemek üretimi ve servisi yapılan yerlerde gıda zehirlenmesi vakaları devam etmektedir. Araştırma bulguları, işlenmiş gıda ürünlerinin fazla miktarda ve hatta bazen onaylanmamış katkı maddesi içerdiğine işaret etmektedir.
Halkın temel gıdası olan beyaz ekmek dahil, işlenmiş hemen hemen tüm gıdalarda katkı maddesi bulunmaktadır. Bu katkı maddelerinin gıda üreticileri tarafından ticari amaçlarla uygun olmayan şekillerde kullanıldığı ve bu konudaki yasal denetimlerin yetersiz olduğu yönünde toplumda bir genel kanaat oluşmuştur. Sağlık uzmanlarının bu katkı maddelerinin neden olduğu sağlık sorunlarına yönelik uyarılar medyada gittikçe daha fazla yer almakta; bu da bilinçli tüketicileri işlenmiş gıdalara karşı mesafeli olmaya yönlendirmektedir. Büyük gıda firmalarının ürünlerinde bile katkı maddeleri ve alerjen beyanlarının gerçeğe uygun olmadığı şeklindeki haberler medyada yer almaktadır. Organik gıda olarak pazarlanan ürünlerin gerçekten organik olduğuna da güven duyulmamaktadır.
Bütün bu hususlar, insanları tükettikleri gıdaların güvenilir olup olmadığı konusunda kaygılandırmaktadır. Mevcut gıda zinciri sistemi kapsamında 85 milyon yurttaşın, yaklaşık 50 milyon turistin gıda gereksinimi karşılanmakta ve bir miktar gıdanın da ihraç edilmesi gerçekleştirilmektedir. Altını çizdiğim bu sorunların giderilmesine yönelik önlemleri sadece ilgili resmî kuruluşlardan beklemek doğru değildir. Gıda zincirine bir şekilde dahil olan tüm özel kuruluşlar, gıda meslek örgütleri ve ilgili sivil toplum dernekleri, toplumda bir algının oluşmasında sorumlulukları farkında olmalı, önlemler konusunda resmî kuruluşlara destek vermelidir.























