Nuri Develi ile Zorluklar, Kuşaklar ve Kıyaslamalar: Restorancılık Sektörüne 360 Derece Bakış

Develi Restoranları 4. Kuşak Temsilcisi, Develi Yönetim Kurulu Başkanı ve aynı zamanda Turizm Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği (TURYİD) Başkan Yardımcısı Nuri Develi ile 2025’in son iki çeyreğindeki restorancılık sektörünü, Z kuşağının Develi’ye bakışını ve her yaz döneminde gündeme gelen yurt dışı ve Türkiye’nin kıyaslamalarını konuşuyoruz.

Develi Restoranları 4.Kuşak Temsilcisi ve Yönetim Kurulu Başkanı Nuri Develi, 2025 yılının son iki çeyreğinde restorancılık alanında hem iç pazarda hem de turizm kaynaklı dış pazarda bir daralma öngördüklerinden bahsediyor: “Döviz kurlarındaki dalgalanmalar, artan maliyetler ve tüketici davranışlarındaki değişimler sektörü zorlamaya devam etse de yaratıcı çözümler ve doğru yatırımlar yapan işletmeler için bu dönem önemli fırsatlar da sunacak. Özellikle markalaşma, farklılaşma ve dijitalleşme alanlarında yapılan atılımlar, bu dönemin kazananlarını belirleyecek.”

Ancak yeme-içme sektöründe yaşanan fiyat artışlarından ciddi eleştirilerin gündemde olduğunu değinirken, “İşini gerçekten doğru ve dürüst yapan hiçbir işletmeci bu durumu bir fırsat olarak görmüyor. Çünkü fiyat artışları kaçınılmaz olarak misafir sayısında azalmaya neden oluyor” diyor ve Develi olarak bu dönemde odaklandıklarının “Gelen misafirlerimizi nasıl daha iyi kollarız?” bu soru olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Onlardan daha fazla kazanmak yerine, onların bizi tercih etmeye devam etmesini sağlamak bizim için çok daha kıymetli.” Bunu düşünürken dahi kaliteden asla taviz vermemeye dikkat ettiklerinden bahseden Develi, yüzyılı aşkın Develi tarihinde “itibardan tasarruf olmaz” yaklaşımıyla hareket ettiklerini söylüyor.

Z Kuşağının Develi’ye Bakışı

Kendilerine her daim sorular sorulardan biri olan “Siz gelenekçi bir firma mısınız yoksa yenilikçi mi?” sorusunu pek sağlıklı bulmayan Nuri Bey’e jenerasyonla ilgili bir soru soruyoruz: “Z kuşağının Develi’ye bakışı nasıl?”

Develi, geleneğin ve yeniliğin her daim kol kola gezerek başarı sağlanabileceği kanısında: “Gelenek sizi köklü kılar, yenilik ise sizi geleceğe taşır. Biz, Develi olarak, bu ikisini birlikte yürütmeyi ilke edindik” diyerek sözlerine başlıyor ve Z kuşağının artık sadece iyi yemek yemek istemediğini; aynı zamanda bir deneyim yaşamak istediğini, markayla duygusal bağ kurmak istediğini ve o markanın değer dünyasında kendine bir yer bulmak istediğini söylüyor ve sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu bilinçle markamızı sürekli güncelliyor, iletişim dilimizden mekân tasarımlarımıza, dijital varlığımızdan ürün sunumlarımıza kadar her alanda kendimizi “upgrade” ediyoruz. Amacımız, Develi markasını sadece bugüne değil, gelecek nesillere de aktarabilmek. Bu nedenle biz kendimizi “geleneksel bir inovasyon markası” olarak tanımlıyoruz: Geçmişe saygılı, geleceğe hazır. Z kuşağının ilgisini çekmek için geleneklerimizi terk etmek yerine, onları çağın diliyle anlatmanın yollarını arıyoruz. Bu da bizi hem geçmişe hem geleceğe sağlam adımlarla taşıyan en güçlü formülümüz oluyor.”

Fiyat Karşılaştırmasında Daha Geniş Bir Perspektiften Bakılmalı

Nuri Bey’e her yaz gündeme gelen o malum konuyu da soruyoruz: “Avrupa’da, Yunanistan’da yemek yemek Türkiye’den daha ucuz.” Hatta bu konunun bir gerçeklik payı olup olmadığını ve söz konusu durumun Türkiye’nin nasıl lehine döneceğini de öğrenmek istiyoruz. Develi, son yıllarda böyle bir algının oluştuğunu ve bu algıya tamamen katılmamanın da zor olduğunu söylüyor: “Bizler sadece işletmeci değiliz, aynı zamanda zaman zaman başka işletmelerin de misafiriyiz. Bu nedenle sektöre hem içeriden hem dışarıdan bakabilme şansımız var. Şunu açık yüreklilikle söyleyebilirim ki, Türkiye’de yeme-içme maliyetlerinin yüksek olduğu gerçeğini inkâr edemeyiz. Zaten bu durumdan memnun olan ya da kâr ettiğini düşünen bir işletmeci olduğunu da sanmıyorum.”

Yunanistan ve Türkiye kıyaslamasında genellikle sadece yeme-içme fiyatlarının ön plana çıktığına değinirken, bu karşılaştırmada çok daha geniş bir perspektiften bakılması gerektiğinden bahsediyor: “Bugün Türkiye’de bir işletmenin karşı karşıya olduğu maliyet kalemleri; personel giderlerinden gayrimenkul kiralarına, enerji maliyetlerinden gıda tedarikine kadar birçok başlıkta Yunanistan’a göre çok daha yüksek. Özellikle büyük şehirlerde restoran işletmeciliği yapmak, kira ve genel giderler açısından ciddi bir yük oluşturuyor.” Bununla birlikte gayrimenkul piyasasında da Türkiye’nin birçok Avrupa ülkesine kıyasla mülk değerleri ve ticari kiralar konusunda oldukça yüksek olduğunu söylerken, “Enerji maliyetleri, vergiler ve personel yükümlülükleri de hesaba katıldığında, aynı hizmeti aynı fiyatla sunmak maalesef mümkün olmuyor. Yani iki ülke arasındaki fiyat farkı sadece “porsiyon bedeli” üzerinden değil, arka plandaki tüm operasyonel maliyetler dikkate alınarak değerlendirilmelidir” ifadelerini kullanıyor.

Bu algının yönünü Türkiye lehine çevirmek için şeffaf iletişim ve gerçeklerin anlatılmasıyla mümkün olacağını söyleyen Nuri Develi; misafirlere bir tabağın sadece içeriğinin değil, o tabağın arkasındaki maliyet yapısının da daha iyi anlatılması gerektiği görüşünde, “Aynı zamanda sektörde kalite, sürdürülebilirlik ve deneyim odaklı bir yaklaşımı daha da güçlendirmemiz gerekiyor. Zira rekabetin sadece fiyat üzerinden değil, değer ve deneyim üzerinden kurulması uzun vadede hem misafir memnuniyetini artırır hem de sektörümüzü daha sağlıklı bir zemine taşır.”

Sosyal Medya'da Paylaşın