1910’lu yıllarda mimar Leon Nafilyan tarafından tasarlanan Hovagimyan, Karaköy’ün tarihsel dokusunu bugünün konaklama anlayışıyla buluşturuyor.
Karaköy’de konumlanan Hovagimyan Hotel and Suites, İstanbul’un mimari hafızasında önemli bir yere sahip yapılardan biri. 1910’lu yıllarda mimar Leon Nafilyan tarafından tasarlanan yapı, bugün restore edilerek yeniden hayat bulmuş durumda. Genel Müdür Aslı Büyüka’ya göre bu dönüşümün merkezinde yapının mimari karakterini ve tarihsel kimliğini korumak yer alıyor: “Yapıyı yeniden yorumlamaktan çok, sahip olduğu mimari hafızayı koruyarak bugünün kullanımına uyumlu hale getirmeye odaklandık.”
Karaköy’ün çok katmanlı hikâyesinin bir parçası

Bir dönem han olarak kullanılan yapı, bugün kentin geçmişiyle bugünü arasında bağ kuran yaşayan bir mekâna dönüşmüş durumda.

Restorasyon sürecinde yapının zaman içinde oluşmuş katmanlarının görünür kalmasına özellikle dikkat edilmiş. Bu yaklaşım sayesinde Hovagimyan, Karaköy’ün çok katmanlı hikâyesiyle doğal bir ilişki kuruyor. Büyüka’ya göre semtin kendisi zaten güçlü bir anlatıya sahip: “Karaköy uzun yıllardır ticaret, deniz ve kültür hareketinin kesiştiği bir semt. Hovagimyan’ın rolü de bu hafızayı yaşatarak o hikâyeye yeni bir katman eklemek.”
Otelde yer alan antika ve sanat koleksiyonu da bu katmanlı yapının önemli bir parçası. Erol Tabanca’nın yıllar içinde oluşturduğu koleksiyon, mekânın farklı alanlarında sergileniyor ve bazı parçaların satın alınabilir olması oteli yaşayan bir galeriye dönüştürüyor. Zamanla değişen bu koleksiyon, mekânın sabit bir dekorasyon yerine dönüşen bir karakter kazanmasını sağlıyor.
Şehirde yaşam hissi veren süitler

Hovagimyan’da konaklama anlayışı da klasik otel deneyiminin ötesine geçiyor. Farklı büyüklüklerde tasarlanan 21 süit, uzun süreli konaklamaya uygun detaylarla planlanmış. Mutfak gibi unsurların bulunması misafirin şehirde kendi ritmini kurabilmesine imkân tanıyor. Bu yaklaşım, oteli yalnızca konaklanan bir yerden çok şehir içinde yaşanan bir mekâna dönüştürüyor.

Sofralarda Biriken Küçük Hikâyeler
Otelin gastronomi tarafında ise giriş katındaki sen’den lokanta öne çıkıyor. Şef Seray Öztürk’ün danışmanlığında ve Şef Aydın İlçe’nin mutfak yönetiminde şekillenen menü, tanıdık lezzetlerden ve bu coğrafyanın yemek hafızasından besleniyor. Midye Tava’dan Mercimekli Mantı’ya, Dana Brisket’ten Tuzlu Karamelli Sütlaç’a uzanan seçki İstanbul’un çok sesli mutfak kültürünü yansıtıyor.

Masalarda yer alan tarif kartları ise bu deneyimi daha kişisel bir hâle getiriyor. Misafirler kendi tariflerini ve anılarını paylaşarak sofraya küçük hikâyeler ekliyor. Böylece Hovagimyan yalnızca tarihi bir yapı değil, yeni hikâyelerin biriktiği yaşayan bir mekân olarak varlığını sürdürüyor.




















