7 Mehmet uzun soluklu bir serüvendir. 7 Mehmet Antalya gastronomisinin mihenk taşıdır. Burada Hakkı Akdağ ve Mehmet Akdağ’ı saygıyla anıyorum. 2013 yılında hayata veda eden Hakkı Akdağ, aslında babası 7 Mehmet gibi ve de torunu Mehmet Akdağ gibi değerleri yetiştirerek 7 Mehmet ekolünü hep ayakta tutmuştur.
Bu köklü kuruluşun gastronomi serüveni, ananevi bir aşçı restoranının modernizasyonu şeklinde başlamış ve bugün dünyadaki yiyecek-içecek sınıflandırmalarında çok üst bir noktaya gelmiştir. FSUMMIT’in bu yılki gala yemeği nedeniyle sık sık ziyaret ettiğim 7 Mehmet’e tekrar gitme imkânını buldum. Burada gördüğüm ve incelediğim çok enteresan bazı bulgular vardı.
Mesela Mehmet Akdağ’ın kendi kendine sorduğu “Babam olsa ne yapardı?” sorusu; çocukluk anıları, malzemenin onda yaptığı çağrışımlar, seyahatler ve iyi malzemeyle oluşturduğu reçetelerle kendini kabul ettirmişti.
Ben hemen imza yemeklerine geçeceğim. Kendi tabiriyle, dilde yarattığı hafif ısıyla tatlıya duygusal bir lezzet kazandıran acı kuru biberli kabak tatlısı; karidesli, kalamarlı, bademli balık; tatlıyla tuzlunun bir araya geldiği incir reçelli pilav… Bunlar aslında sadece birkaç tanesi. Biraz da ana yemeklerden bahsedelim: özel kaplamalı tereyağı soslu bonfile, kızarmış yoğurtlu bamya.
Şimdi aslında bütün bu yemekler bir imza yemeği; bir karakter yemeği ve Antalya’daki gastronomi kültürünün mihenk taşları. Bu noktadan hareketle Antalya’daki veya yöredeki birçok restoranın menüsünde mutlaka 7 Mehmet’in birkaç yemeğini görürsünüz.
Gittiğimiz akşamki FSUMMIT Antalya’nın bu seneki toplantısında sunulan menü, hakikaten son yıllarda gerek Türkiye’de gerek yurt dışında yediğim en güzel menüydü. Ben burada sizlerle paylaşmak istiyorum:

Bu gastronomik şölen; hafif acılı, tahinli ve sarımsaklı hibeş, karidesli ebegümeci, küpe biberli keçi peyniri, tirmis ve avokadolu deniz börülcesi ile tarator soslu kalamarlı turp salatasından oluşan iştah açıcı bir başlangıç tepsisiyle başladı. Hemen ardından karadut, nane ve avokadonun ferahlık kattığı Antep fıstıklı salata servis edildi.
Ara sıcaklarda patates kızartması eşliğinde sunulan İstanbul usulü kokoreç ile sarımsaklı yoğurt ve kızdırılmış yağla lezzetlenen avcı böreği ve ısırgan otu kavurması, damaklarda unutulmaz bir iz bıraktı. Ana yemekte pikan cevizli ve incirli pirinç pilavı yatağında servis edilen oğlak tandır, tam bir ustalık eseriydi. Bu görkemli yemek, manda kaymağıyla sunulan bademli keşkül ile mükemmel bir final yaptı.

Gastronomisiyle, miksolojisiyle ve değişik içecek çeşitlerinin yemeklerin yanında kullanması nedeniyle Mehmet’i gönülden tebrik ediyorum. Ve onun daha uzun yıllar Türk gastronomisine yeni değerler kazandıracağına inanıyorum.




















