Yazın ardından şehre dönüş, İstanbul’un yeni yeme içme adreslerini keşfetmek için iyi bir bahane. Karaköy’den Galata’ya, Bebek’ten Haliç kıyısına uzanan bu seçkide, uzun bir akşam yemeğine de manzaraya karşı kısa bir molaya da yer var.
Sonbaharda İstanbul’un temposu yeniden değişirken sofralar da buluşmaların merkezine yerleşiyor. Yaz boyunca şehrin yeme içme haritasına eklenen mekânlar, farklı mutfaklar ve günün farklı saatlerine yayılan seçenekler sunuyor. Kimisi köklü bir restoranın yeni adresi, kimisi tanıdık bir lezzete başka bir yorum getiriyor. Şehrin tadını çıkarmak için bu sonbahar rotanıza ekleyebileceğiniz yedi adresi bir araya getirdik.
7 Mehmet, Tersane İstanbul
Antalya’da 1937 yılında kurulan 7 Mehmet, üç kuşağa yayılan mutfak geçmişini Tersane İstanbul’daki yeni adresine taşıyor. Restoranın yaklaşımında yerel ürünler, mevsimsellik ve malzemenin kendi tadını öne çıkarma fikri belirleyici.

İstanbul şubesi, bu birikimi Antalya’dan Haliç kıyısına taşımasıyla dikkat çekiyor. Tersane İstanbul’un tarihi dokusu ve suya yakın konumu, özellikle uzun bir öğle ya da akşam yemeği için mekânın önemli parçaları. 7 Mehmet’i burada ilgi çekici kılan, yeni bir şehre gelen köklü bir restoranın kendi mutfak çizgisini nasıl sürdüreceği sorusu. Antalya’daki sofra kültürünü bilenler için tanıdık bir isim; ilk kez tanışacaklar içinse Akdeniz mutfağının İstanbul’daki yeni adreslerinden biri.
Baharat, İstanbul
Şef Somer Sivrioğlu’nun Baharat’ı, Efendy’nin beş yıllık yolculuğunun ardından aynı adreste açıldı. Yeni restoranın odağında kebap ve Anadolu mutfağının ateşle kurduğu ilişki var. Ancak menünün çıkış noktası yalnızca şişte pişen etler değil; hayvancılık, kasaplık, baharat kullanımı ve mevsimsellik gibi kebabın arkasındaki mutfak bilgisi de bu yaklaşımın parçası. Sofra, klasik kebap restoranlarından esinlenen mezelerle başlayıp ateşte pişen ürünlere uzanıyor.

Baharat, İstanbul’da herkesin aşina olduğu bir yemek kültürüne şefin bakış açısından yeniden yer açıyor. Efendy’yi bilenler için aynı adresteki değişimi görmek, yeni ziyaretçiler içinse kebabın farklı yönlerini bir arada düşünmek başlı başına bir neden olabilir. Restoranın karakterini belirleyen de bu tanıdıklık ile yeni yorum arasındaki ilişki.
Burger & Lobster, Zorlu Center
Londra’da 2011 yılında kurulan Burger & Lobster, İstanbul’daki restoranını Zorlu Center’da açtı. Adının işaret ettiği iki ürün, markanın menü fikrinin de merkezinde: burger ve ıstakoz. İstanbul adresi, bu ikiliyi rahat bir yemek düzeni içinde bir araya getiriyor.

Böylece Zorlu Center’da alışveriş ya da sinema planına eşlik edebilecek bir öğle yemeği seçeneği olduğu kadar, arkadaşlarla uzayan bir akşam için de yeni bir durak ortaya çıkıyor. Burger & Lobster’ın şehirdeki karşılığı, ayrıntılı bir gastronomi anlatısından çok, herkesin ne yemeye geldiğini bildiği yalın bir konsepte dayanıyor. Londra çıkışlı markayı merak edenler için İstanbul restoranı, menünün iki temel lezzetini aynı masada deneme fırsatı veriyor.
TONE, Galata
Beyoğlu’nun hareketli sokaklarının üzerinde konumlanan TONE, RUZ Hotels bünyesindeki terasında günün farklı saatlerine uyum sağlayan bir yeme içme düzeni kuruyor. Sabah kahvaltısıyla başlayan akış, akşam yemeği, kokteyl ve müzikle devam ediyor. Menüde paylaşmaya uygun tabaklar, mezeler ve tatlılar; bar bölümünde klasik içkilerin yanında mekâna özgü kokteyller bulunuyor.

İstiklal Caddesi ve Asmalımescit’e yakın konumu, TONE’u Beyoğlu yürüyüşüne eklenebilecek bir durak hâline getiriyor. Özellikle gün batımından akşama uzanan saatlerde teras, yemek ve içki için farklı buluşma biçimlerine alan açıyor. Belirli akşamlarda DJ performanslarıyla hareketlenen mekânın karakteri de saat ilerledikçe değişiyor: gündüz daha sakin bir teras, gece ise müziğin sohbete eşlik ettiği bir buluşma noktası.
Banca Unione, Karaköy
Bankalar Caddesi’ndeki L’Union Han’ın zemin katında açılan Banca Unione, Türk ve İtalyan mutfakları arasındaki yakınlığı menüsünün çıkış noktası yapıyor. Şef Tolga Atalay’ın danışmanlığında hazırlanan tabaklar, iki mutfağın tanıdık malzeme ve tekniklerini yan yana getiriyor. Cibes pestolu mantı, çiğ köfteli gnocchi ve asma yaprak ekşilemeli risotto bu yaklaşımın örnekleri arasında.

Mekânın ritmi de gün içinde değişiyor: sabah fırın ürünleri ve kahvaltı, ilerleyen saatlerde kahve ve pastane seçenekleri, akşam ise yemek ve aperitivo öne çıkıyor. Tarihi hanın Türk ve İtalyan kültürleriyle ilişkisi, burada yalnızca dekoratif bir hikâye olarak kalmıyor; menünün kuruluşuna da yön veriyor. Karaköy’de kısa bir kahve molası ile uzun bir akşam yemeği arasında seçenek arayanlara sesleniyor.
Perran Ocakbaşı, Maçka
Perran Ocakbaşı, Caddebostan ve Kalamış’ın ardından İstanbul’daki yeni restoranını DoubleTree by Hilton Maçka Roof’ta açtı. Ranchero Restaurant Ailesi ile şef Mehmet Keskin’in bir araya geldiği mekânın menüsü, Doğu ve Güneydoğu Anadolu mutfaklarından besleniyor. Kebap ve et yemeklerine yöresel mezeler eşlik ederken, ocakbaşı sofrası bu kez şehir ve Boğaz manzaralı bir terasa taşınıyor.

Restoranın bir diğer yönü ise Bar by Ranchero: margaritalar, tekila ve mezcal bazlı içkiler ile mevsim meyveleriyle hazırlanan kokteyller menüye eşlik ediyor. Böylece Maçka’daki yeni adres, ateş başında başlayan bir akşamı terasta içkiyle sürdürmek isteyenler için de seçenek sunuyor.
Sekizdeyiz Bebek
Sekizdeyiz Bebek, öğle yemeğinden akşam buluşmalarına uzanan bir sosyal alan olarak kurgulanmış. Kurucuları Pınar Özdemir ve Ahmetcan Başar, yemek kadar masada geçirilen zamana da yer açan bir mekân hedefliyor. Menüde paylaşmaya uygun mezeler, mevsimlik tabaklar ve yerel ürünler öne çıkarken bar bölümü günün ilerleyen saatlerinde devreye giriyor.

KEIN House ve Palazzo Interior imzasını taşıyan iç mekânda ferahlık ve rahat oturum alanları tasarımın temel unsurları arasında. Sekizdeyiz’in Bebek’teki yeri, tek bir öğüne bağlı kalmayan kullanımında saklı: öğleden sonra bir buluşma, akşam yemeği ya da içki için aynı adrese dönmek mümkün. Mekânın vaat ettiği yavaşlama fikrinin karşılığını ise en iyi, masada vakit geçirerek anlamak mümkün.




















